Bugun...


Ertan Acar


facebook-paylas







Pazarlamanın hokus pokusu
Tarih: 10-04-2015 18:16:00 Güncelleme: 10-04-2015 18:16:00


Verdiğiniz mesajlar hedef kitlenizde az biraz dopamin, bolca serotonin ve melatonin, çok az miktarda da adrenalin salgılatıyorsa, nirvana! O zaman markanız satış rekorları kırar. Başarıya ulaşmış tüm pazarlama çalışmalarının temelinde yatan ana taktik ya da strateji budur. Gerisi bunu sağlamak için kullanılacak yöntemlerdir.
 
Modern antropolojiye yön veren Fransız etnolog (köken bilimci) Claude Levi-Strauss, insanlarda kendisini mutlu hissettiren olgu ve olayların daha kalıcı etkiler yarattığını savunuyor.
 
İnsan davranışları ile kültürel kodlarının neden ve işleyişleri konusunda ilginç yaklaşımlar ortaya koyan yapısalcı antropolojinin en etkin ismi olan bu Fransız’ın bugün hala iş başında olan fikirleri pazarlamacıların en sık başvurduğu kaynaklardan biri…
 
Yahudi asıllı Fransız bir ailenin çocuğu olarak, 28 Kasım 1908 tarihinde Brüksel'de dünyaya gelen Claude Levi-Strauss’un çocukluğu, Paris'te elit bir çevrede geçer. Sanatçı ve eğitimli bir ailenin bir mensubudur.
 
Babası 1914 yılında 1. Dünya Savaşı nedeniyle askere gidince annesi ile birlikte Versay Başhahamı olan dedesi Emile Levy ile yaşamaya başlar. Her ne kadar istemese de Paris Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk ve felsefe okur.
 
O dönem Marx ve Freud'u keşfeder. Bir iki yıl bir lisede ders verdikten sonra, 1935 yılında Sao Paulo Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başlar. 1935'ten 1939'a kadar Amozonlar'da etnografik araştırmalar yapar.
 
2. Dünya Savaşı başlamadan hemen önce Fransa'ya geri döner. Gönüllü askerlik hizmetinin ardından New York’a gider. Bu kararı onun hayatında bir dönem noktasını başlatır. Burada Roman Jakobson ile tanışır ve ve özellikle onun dilsel düşüncesinin etkisinde kalır.
 
1944'te Fransız Dışişleri tarafından Fransa'ya geri çağrılır ve ardından Fransız Konsolosluğu’nun Kültür Danışmanı olarak, yeni araştırmalarını tamamlayabilmesi için New York'a tekrar gönderilir.
 
1949'da yeniden dönüş yaptığı ülkesinde 10 yıl kadar Paris'te bulunan Musee de I’Homme’un müdürlüğünü yapar. Ardından 1959'dan 1982'deki emekliliğine kadar College de France’de sosyal antropoloji profesörü olarak görev alır.
 
Antropoloji biliminde yapısalcılığın babası kabul edilen, düşünceleri ile özellikle Descartes ve Sartre’a muhalif olan Levi-Strauss’a göre; birey dilin, kültürün ve eğitimin var ettiği toplumsal bir varlıktır. Bu nedenle bilinç kullanılan dil, yaşanan kültür ve alınan eğitim çerçevesinde gelişir ve şekillenir.
 
Yani üstat diyor ki; milliyetin ya da etnik kökenin ne olursa olsun yaşadığın yer, konuştuğun dil ve aldığın eğitim ile hayata bakışın şekilleniyor.
 
Şimdi anlıyor musunuz gurbetçi çocuklarının neden iki mahallenin de çocukları hatta daha çok yaşadıkları yaban ellerindeki mahallelerin çocukları olduğunu?
 
Levi-Strauss, felsefeyi en çok meşgul eden özne ve nesne ayrımı üzerinde hiç durmamıştır mesela. O daha çok insan etkinliğinin temel öğelerini, eylemleri ve sözleri sınıflayarak başlar işe ve daha sonra bu öğelerin nasıl birleştiğini ve de tutuma dönüştüğünü inceler.
 
Levi-Strauss'a göre, elmanın elma olduğunu, armut ya da başka bir meyve olmadığını bildiğiniz için söyleyebilirsiniz. Ama elmanın "ne" olduğunu elmayı bir başka meyve ile karşılaştırarak anlayabilirsiniz.
Karışık geldi biliyorum. Biraz daha basitleştirelim o halde. Levi Strauss için A’nın ya da B’nin ne olduğu değil, A ile B arasındaki ilişkiler önemlidir. Antropoloji’deki “Yapısalcılık” da bu anlayıştır zaten.
Bu amcayı size niye uzun uzun anlattık o halde?
 
Levi-Strauss gibi antropologlar insan davranışının ve kültür kodlarının neden ve işleyişleri arasındaki bağı araştırırlar. Onlar günümüzün marka ve pazarlama anlayışının teorisyenleridir çünkü.
 
Onların ortaya attığı fikirler ya da araştırmaları sonucu elde ettikleri bulgular, özellikle yapısalcı antropologlarınkiler, sadece akademik yayınlarda ya da üniversitelerde okutulan dersleri süsleyen teoriler olarak kalmamış. Pratikte de günümüzde sıkça kullanılıyorlar. Özellikle pazarlama alanında.
 
İşte bu yüzden Lovemark kavramının aslında mantığa aykırı yönlerini anlatmanın en iyi yolu, antropolojiden geçiyor.
 
Yine iPhone almak için mağazaların önlerinde günler öncesinden oluşan kuyrukların sırrı pazarlamanın antropolojiyi kullanmasında saklı.
 
Pazarlamacılar için antropoloji kadar önemli diğer bir bilim de “Sinir Bilimi”dir.
 
Çünkü günümüzün pazarlama dahilerine göre, hedef kitleniz ile kurduğunuz iletişim, karşı tarafta mutluluk hormonu salgılatıyorsa markanız bu işten oldukça kazançlı çıkıyor.
 
Hani, “Bu marka için ödediğim paraya değer”, “Ayrıcalıklı/özel hissettiriyor” ya da “Gözler üzerimdeydi” gibi içinizde uyanan o duygular var ya?
 
İşte bu duygular böyle hissedeceğinizi önceden bilen ve planlayan insanlar tarafından size sunuluyor.
 
Çünkü size sunulan her marka üzerinde bir vaat taşıyor. Eğer o marka vaat ettiği duyguyu size yaşatabiliyorsa siz de mutluluk hormonu salgılıyorsunuz. Yani tatmin oluyorsunuz. Marka da bundan sadık bir müşteri ve para, hatta düzenli bir kazanç kaynağı sağlıyor.
 
“Pazarlamanın hormonlarla ne ilgisi var?” demeyin!
 
İnanın satın alma kararı kesinlikle duygularla ve tatmin arzusu ile veriliyor. İhtiyaç ya da yarar ise arkasından geliyor.
 
Zaten, hemen hemen tüm markalar için siz pragmatik yani faydacı gereksinimlerle satın alma yapıyorsanız o halde siz onlar için bir tüketicisiniz demektir.
 
Eğer müşteri olarak kabul görmek istiyorsanız, sizin satın alma eylemine tatmin olma duyguları ile başlamanız gerekli ya da onlar sizi o amaçla yani sizi müşteri olarak satın alma eylemini gerçekleştireceğiniz yere çekmiş olmaları gerekiyor.
 
Görüyorsunuz değil mi? Tüketici ya da müşteri olmanız bile aslında bilinçaltınızın nasıl yönlendirildiği ile yakından ilintili…
 
İşte bu yüzden, dopamin, serotonin, melotonin, endorfin gibi mutluluğu ve neşeye neden olan hormonları tetikleyen markalar, her birinizi birer müşteri olarak ele alıyor ve iletişim, pazarlama ve markalama çalışmalarını bu yönde yürütüyor. Bu sayede de rakiplerine göre farklılaşıyor ve daha fazla kazanıyorlar.
 
Doğası gereği insanı en çabuk harekete geçiren en önemli biyolojik güdü, acıdan (aslında ölümden) kaçmaktır. Bu kaçış mutluluk sağlar. Marka vaadinde, iletişim çalışmaları sayesinde sizin bilinçaltınızda bunu sağlıyorsa o marka sizde bağımlılık yaratıyor.
 
İşte tüm iletişimci ve pazarlamacıların sahip olduğu gizli kokteyl ya da hokus pokus da aslında bu.
 
Verdiğiniz mesajlar hedef kitlenizde az biraz dopamin, bolca serotonin ve melatonin, çok az miktarda da adrenalin salgılatıyorsa, nirvana! O zaman markanız satış rekorları kırar.

 

Başarıya ulaşmış tüm pazarlama çalışmalarının temelinde yatan ana taktik ya da strateji budur. Gerisi bunu sağlamak için kullanılacak yöntemlerdir.  Emin olun…




FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • BAYRAM KUTLAMALARI
    BAYRAM KUTLAMALARI
  • MALTEPE'DE KARNE HEYECANI
    MALTEPE'DE KARNE HEYECANI
  • Baş ağrısından kurtulmanın 8 yolu
    Baş ağrısından kurtulmanın 8 yolu
  • 16. Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali görkemli bir finalle son buldu
    16. Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali görkemli bir finalle son buldu
  • Dünyanın en çok kazanan yazarları
    Dünyanın en çok kazanan yazarları
  • İnternet Fim Deposu (İMDb)'ye göre ölmeden önce izlemeniz gereken 50 film
    İnternet Fim Deposu (İMDb)'ye göre ölmeden önce izlemeniz gereken 50 film
  1. BAYRAM KUTLAMALARI
  2. MALTEPE'DE KARNE HEYECANI
  3. Baş ağrısından kurtulmanın 8 yolu
  4. 16. Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali görkemli bir finalle son buldu
  5. Dünyanın en çok kazanan yazarları
  6. İnternet Fim Deposu (İMDb)'ye göre ölmeden önce izlemeniz gereken 50 film
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • "Sesimi Duyan Var" - AKUT
  • 16. Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali Havai Fişek Gösterisi
    16. Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali Havai Fişek Gösterisi
  • 16. Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali
    16. Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali
  • Gözleri kapalı çocukların anne arayışı
    Gözleri kapalı çocukların anne arayışı
  • Asıl iğrenç olan internet zorbalarının yüzü
    Asıl iğrenç olan internet zorbalarının yüzü
  • 22. yılında Can Dündar'ın Madımak Katliamı belgeseli
    22. yılında Can Dündar'ın Madımak Katliamı belgeseli
  1. "Sesimi Duyan Var" - AKUT
  2. 16. Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali Havai Fişek Gösterisi
  3. 16. Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali
  4. Gözleri kapalı çocukların anne arayışı
  5. Asıl iğrenç olan internet zorbalarının yüzü
  6. 22. yılında Can Dündar'ın Madımak Katliamı belgeseli
VİDEO GALERİ
YUKARI